Sanem UÇAR
» Biyografi
» Yazılar
 


 
Yazılar

Kadın düşünce biçimine anatomik dalış 5

"Cevap verilmiştir!" cümlesinin içerdiği gerçek anlam şüpheci kadınımızın tüm hücrelerinde duyumsanırken, etrafa dağılan hüzün zerreciklerinin başka hangi olayları, hangi kırılmışlıkları barındırdığını bilmiyordum.

Kendimizi korumak adına bazı zırhları kuşanırız. Böyle anlarda domino taşları gibi ardı ardına yıkılır oluşturulmuş zırhlar. Son domino taşına geldiğimiz andaki çıplaklığımız ise asıl gerçekliğimizdir. O son domino taşının yıkılışı doğum esnasında çekilen sancılardan sonra kucağa verilen çocuğu kollarımıza aldığımız andaki duyguya benzer bir duygudur.Yorgun, tükenmiş zorlukla aldığımız nefes arasındaki belli belirsiz gülümsemedir.

10660_large.jpg

İçinde herşeyi bulabileceğiniz yeniden doğuşun ve başarının gülümseyişi...
Ve kadının var olduğu andan beri sahip olduğu  doğa tarafından verilmiş  bu güç ne yazık ki bilinen anlamda kabul görülen tek başarıdır aslında.

Kadına biçilen güçsüzlük imgesi altında yaşamaya mahkum edilmişken edilgen kimliğimizin etken olduğu tek an.

İşte şüpheci kadınımızında  o dağılmış yüz ifadesinde bir çok anlamda yanılgıları ve kaybedişleri görebilsekte, garip bir aydınlanma da yok değildi hani....

Tahmin edersiniz ki artık şüpheci kadınımız içinde cumanın,veya adamın anlatacaklarının pek önemi kalmamıştı. Doğal olarak o "cuma " hiç gelmeyecekti. Adam onu telefonla arayıp cuma günü için randevü verdiğinde;

"önemi yok" diyecekti.

Ve yine tahmin edersiniz ki verilen bu cevap adamı çileden çıkaracak; alışagelmiş genel kanılarla; "siz kadınlar.... " diye başlayan bir söyleve tanık olacaktı şüpheci kadınımızın kulakları.

Evet, biz kadınlar, beklenmedik zamanlarda beklenmedik davranışları gösteririz.Alışılan davranışların tersine çıktığımız da anlaşılmaz olmak kaderimizdir aynı zamanda.

Büyük bir sabırla karşı tarafın söylevini dinledikten sonra "hayır söylediğin gibi değil, sadece anlamı kalmadı açıklamanın" diyerek bunun nedenlerini anlattığında, geriye dönüşü olmayan yolda olduğumuz anlaşıldığında yine kendimiz için hissedilen bencilliğin yalnız olmayı pek istememek eyleminin çırpınışlarını sergileyecekti adamımız da.

Böyle anlarda  erkeklerin bıcak açmayan ağızlarından dökülmeye başlar kelimeler.Zamansızlıktan yakınarak hep yoğun olunan ve bizler için paylaşılmayan bir çok anlar önümüze düşünemeyeceğimiz kadar büyük bir zaman kapısı şeklinde seriliverilir aynı zamanda.

Duymayı hep istediğiniz sözcükler, yada hissetmek istediğinizi yumuşaklık, sıcaklık nihayet size bahşedilmeye başlamıştır.

"Aslında seni üzmek istememiştim" giriş cümlesi genellikle yapılır.

Biz kadınlar bilinen anlamda gevezeliğimize rağmen susmayı çok iyi biliriz aslında.Var olduğumuz andan itibaren bizlere sunulan rollerimizde erkeğin elini kiriyizdir.Böyle onlarca ellerinin kirleri bizlere bir şekilde anlatılırken bazen asıl anlatılması gereken kirleri anlatmayı unutur erkekler niyese.

Adamımızda anlatmayı unuttuğu bir kiri anlatacaktı süpheci kadınımıza.

"Seni üzmek istememiştim sadece...."zorunlu giriş cümlesiyle başlayan bir öykü gelecekti ardından.

Oysa bilmezler ki geçmişe ait anlatılan her kir de tek olmadığımızı bilmemize rağmen iç dünyamızda tek olma isteğimizin buruk bir bakışıyla dinlerken anlatılan kirleri, şu anda yanında ki kişi olmanın garip mutluluğuna takılı kalırız çoğunlukla.

Kendi geçmişimizi ise özenle saklarken,bu anlamda kelimeler cımbızla çıkar dudaklarımızdan  ve karşımızdakine biricik olma özelliğinide veririz biz kadınlar.


"Aslında seni üzmek istememiştim" diye başlayacaktı adam sözlerine ve devam edecekti;

"Bundan beş yıl önce bir kadınla beraberdim.O zamanlar kadının 15 yaşlarında bir kızı vardı. Güzeldi  herşey önce ama çok sonra her zamanki anlamsızlıklar yaşandı ve bizde bitirdik.

Bir kaç ay önce narkotikte bir arkadaşımı ziyarete gittiğimde 20 yaşlarında peşmurde kılıklı uyuşturucu müptelası bir genç kız bana ismimle hitap etti. Kim diye baktım ama tanımadım. "Beni tanımadın mı? diye sorup adını ve annesini söyleyince beş yıl önce beraber olduğum kadının kızı olduğunu söyledi.

Yapabileceğim bir şey yoktu, çekip gidecekken beş yaşında bir kardeşi olduğunu söyleyince durdum.Ve bana o çocuğun babası olduğumu söyledi.Doğru olup olmadığını bilemezdim. Doğru olduğu kadar yalan olma olasılığı da vardı....

(Bu hikayeye neden gerçek entellektüel yeşilçam hikayeleri dediğimi şimdi anlıyormusunuz? "Size baba diyebilirmiyim" repliğinin olmaması şaşırttı beni bilesiniz)

Bir şekilde iletişime geçtim ve çocuğun babası olmadığımı öğrendim.

(nasıl?...dna testi falan mı acaba? hiç sanmıyorum, kaşına gözüne bakıp yok bu benden değildir şeklinde bir bilimsel açıklamadır kesin)

İşte bu süreç içersinde yaptığım telefon konuşmaları bu işi çözmek adınaydı.Sana daha önceden söylemeliydim ama yapamadım, dedim ya üzmek istemedim...."

Şüpheci kadınımız bunları bir okul çıkışı tıpkı başlangıç anında oturduğumuz cafede arkadaşıyla bana anlatıyordu.Adamımızın anlattığı hikayeye inanıp inanmama arasında açıkcası ben hiç bir gelgit yaşamıyordum ama susmayı tercih ediyordum tabii. Şüpheci kadınımızda bu anlamda gelgitler olmasına rağmen ibre "inanmamak" yönündeydi. Gerçi doğru olsa bile hikayenin gerçeğinde değildi artık ama şüpheci kadınımızın arkadaşı kesinlikle doğru olduğuna inanıyordu.

"Yok!!! doğrudur, anlatamamıştır, ya, hani bazen elimiz ayağımız bağlanır kalır ya öyle olmuştur.... "

Konuşmaları dinlerken bir yandan da aslında biz kadınların huysuzlanmaya başladığımız an da ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha görmüş olmanın gerçekliğindeydim. Yanılmış olmayı bir çok kez isteyen şüpheci kadınımız bir şekilde son derece ampirik bir yöntem de olsa, kadınsı güdüleriyle haklı çıkmış olmasının şaşkınlığında ve kabul edilmezliğindeydim.

Şüpheci kadınımızın arkadaşı ise ısrarlı konuşmasına devam ediyordu;

"Yok yok, mümkün değil, kesinlikle anlattığı doğrudur, tamam bu süreçte üzüldün ama seni üzmek istememiş işte anlasana yaaa, seviyor bu adam seni!!!!!"

Artık dayanamayacaktım ve bir tek cümle çıkacaktı ağzımdan sonrada kahkahalarla gülmeye başlayacaktık, ya gerginlikten, yada başka bir şeyden, bilemiyorum...

"dee gettttttttttttt!!!!!"




 Oluşturulma Tarihi: 30.04.2009
Yazıyı Paylaşın!  



 Yorumlar

Titus Andronicus  06.05.2009
Her bölümü okurken bir sonraki bölümü merakla beklediğimi itiraf edeyim.Öykünün nereye varacağını da merak ettim.

Yine itiraf etmeliyim ki hiç beklediğim bir sonuç olmadı. Sanırım bunda kadınlara verilen rollerle beynimize kazınmış düşüncelerin ağır basması var.

Kadınlara ait belkide çoğu kadının itiraf edemediği bir çok şey satır aralarında gizlenmiş. Zaman zaman kadınlara övgü mü var yoksa yergi mi şüpheye düşüyor insan.

Özetle, son derece çarpıcı bazı deyimlerinizi benimsemeye başladım:) gerçekliği içinde barındıran güzel bir öykü.


Alıntı Yap Alıntı Yap



ÇığlıkAdam  07.03.2010
Gece vakti, acaba şimdi ne yapıyor, ne alemdedir deyip bulduğum bu yazıyı, hem merak ettiğim, hem tanıdık ve hoş ezgiler duymak istediğim hem de özlediğim için keyifle okudum.

Parmak uçlarına sağlık usta. :) Ve o parmaklara can verenlere sağlık.

Okurken , okurken bir yerde gülümsedim kocaman.

Nerede olduğunu bilen bilir..

Kocaman gülümsedim derken, tesadüf bugün aklımdan geçmiştin bir an usta. (Alice harikalar diyarında yı gidip görün mutlaka... Ve "kocaman gülen" kediyi.. Ama 3D olsun ha! )

Bu yazın, kadınlar alemini keşfe giden doyumsuz seyyah erkekler için yazılan o büyük yol rehberine bir katkı olmuş...

:)

Bu İyi mi, kötü mü bilemem ama..

Gerçek olduğu kesin.


Alıntı Yap Alıntı Yap


 Yorum Yaz

İsminiz / Rumuz (*)   E-Mail Adresiniz (*)
 
Yorumunuz (*)


Internet'te beyan edilen, yazılan, kullanılan fikir ve düşünceler, tamamen kullanıcıların kendi kişisel görüşleridir ve görüş sahibini bağlar. Bu görüş ve düşüncelerin dolandagel.com.tr sitesiyle hiçbir ilgi ve bağlantısı yoktur. Dolandagel.biz, Yorumcu’nun, Internet üzerinde beyan edeceği fikir ve görüşler nedeniyle 3.kişilerin uğrayabileceği zararlardan ve bu yolda üçüncü kişilerin fiil ve hareketlerinden doğabilecek zararlardan dolayı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Tüm sorumluluk yorumcuyu bağlamaktadır.

Bu sayfalarda bulunan yorumlar okuyucuların kendi yorumlarıdır. Yazılanlardan sitemiz sorumlu tutulamaz.




 Copyright ©2010 Dolandagel®
Bu site, Sanem Uçar ve Oya Tekin tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır. Sitenin isim ve yayın hakları Sanem Uçar ve Oya Tekin’e aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. Burada yer alan yazılı ve görsel içerik, izinsiz olarak, kısmen ya da tamamen kopyalanamaz başka yerde kullanılamaz, izinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.

sanal, hayat, öküz, etik , felsefe, müzik, fotoğraf, sinema, resim, sanat, engelli, özürlü, sakat, felç, omurilik, göz, gözlem, aydınlık,alacakaranlık, internet, alem, dünya, kadın, erkek, çocuk, cinsellik, meta, kapitalizm, küreselleşme, karanlık, obje, dizi, modern, şehirli, kentsel, yaşam, blog, terim, derece, kademe, kişisel, gelişim, Kişisel gelişim, Alacakaranlık aydınlar, İçimizdeki öküz, Fotoğraf diliyle kadın, Kırmızı, Şarap, Suçsuzluk, Ruhsuz olmak, Sanal kişilik, Dik akıllı olmak, Meta, Gezgin, Harita, Evren, Var olmak, Etik değerler, Sanatın dili, Hayatın içinden, cinsel obje, Formül, Akıl, Akıllı olmak, Müzik dünyası, Sınıf, Okul, Müzisyen, Fotoğrafçı, Ressamlar, Çalgıların Dili,Gelecek dünya, Bağlam, Künye, Felsefik terimler, Filozof, Doğa, Dil, Yaşamsal alanlar, Kroke, Şiir, Şair, Şiirsel, Türküler, Evrensel, Sokak,Sokak İnsanları, Yaşlı, mail, Günlük, Gülmece, Dergi, kapak, kan, Çalgılar, Sergi, Sefil, yorgun, mutlu, mutluluk, naif, Masumiyet, rastgele, Deniz, yaşamak, Su, mitoloji, mitolojik, ateş, armağan, özel, genel, Suç, Suçlu, Suçsuz, toprak, ana, yar, aşk, ses, sessizlik, sonsuz,yaprak, yas, zor, zorluk, soy, yalan, yalın, seramik, aile, alzheimer, canlı, canlı müzik, fanatik, gazete, hürriyet, haber, joker, kariyer, kral, şeytan, nick, kod,örgü, motif, çığlık, karanlık, zamane, zor, zorlanmak, arena, forum, motet, andante, agora, söyleşi, irade, düş, blogsiform