Oya TEKİN
» Biyografi
» Yazılar
 


 
Yazılar

İlyadam Mis Kokulu Destanım

Bir gün şöyle bir soruyla karşılaşsaydınız eğer “24 saat engelli olsaydınız neleri yapardınız?” Nasıl cevap verirdiniz acaba?

Bu soruya cevap verebileceğinizi sanmıyorum. Çünkü hiçbir zaman kendimizi bir engeli yerine koyamayız, başkası olamayız bunu aklımıza bile getiremeyiz. Onların duygularını, yaşanmışlıklarını bir gün bile olsa içimizde kurgulamamıza imkân yok. Ama bu soru ters çevrilip bir engelliye sorulsaydı anlatacağı çok şey olurdu. Yaşamak istediği şeyler 24 saati aşardı üstelik. İşte bir gün bu soru bana soruldu. Bir sağlam olsaydınız 24 saate neleri sığdırırdınız? O 24 saate neleri mi sığdırdım?





Kendimi bir sağlam gibi düşünmeye çok ittim ne yapardım diye ama maalesef olmadı. Bir sağlamın yaptığı çoğu şeyi yaptığımdan olsa gerek bu hayalin içine koyamadım kendimi. Ama içimde büyük yara olan ve sakatlığımdan dolayı elde edemediğim ya da korktuğum o mutluğu yaşamak isterdim. Anne olmak mutluğunu, o kutsal duyguyu yaşamak isterdim. Sakatlığımı hatırlatan tek duyguydu bu bende hep hayallerde yaşayan bir duygu.

Sancılarım başlamış, mutlu sona az kalmıştı. Normal doğum yapacaktım. Her şey yolundaydı, tam dokuz ay on günü doldurmuş o anı bekliyordum. Hemşireler ve doktorum başımda bekliyor beni hazırlıyorlardı. Çığlıklarım hastane koridorlarını inletiyordu. Artık doğuma hazırdım. Baya inletmişti beni bebeğim. Bir kaç saat sonra bir kız çocuğu kucağımdaydı. Benimdi bu. Benden bir parçaydı. Mis gibi kokuyordu. Uzak diyarların baharlarını getirmişti bana. Sabahın o eşsiz güzelliğinde gün doğmaya yakınken bana bütün mutlulukları getirmişti. Adı İlyada olmalıydı. Bir destandı o benim için. Eve,  adı İlyada. Ona sarıldım kokladım kokladım. Yumuk gözlerini açamıyordu. Ama o yumuk gözlerinin altından ağlıyordu, anlayamadım. Annesinin kollarındaydı neden ağlıyordun bebeğim. Hemşire emzirmem gerektiğini söyleyince anladım doğruyu. Acıkmıştı miniğim. Nasıl yapacağımızı oda bende bilmiyordum. Hemşirenin yardımıyla ilk denemeyi yaptık… Bir yumuldu beceremiyordu ağzına almayı ben verince öğrendi ve yumuldu. O kadar acıkmıştı ki yumuk gözleriyle minicik eli göğsümün üzerinde karnını doyururken onu izlemek. O an hiç bitmesin istiyordum. Minik kalbinin atışları, mis kokan teni ve benden beslenişi. Ona daha neler öğretecektim. Her şeyi onla beraber öğrenecektim ona öğretirken bende. Gün ağarmaya sabahın güzel ışıkları üzerimize doğmaya başladı ve ben kızımla hastaneden çıktım.

Kızım İlyadam büyümüştü çünkü ben öyle istiyordum. Elinden tutup o kırlarda koşmayı istiyordum. Kızımla mis kokulu bahçelerde koşmaya yuvarlanmaya başladık. Üç yaşına girmiş konuşmayı yarım yamalak yapıyordu. En sevimli halleriydi bunlar. Simsiyah saçları bahar rüzgârlarında uçuşuyordu. Kahkahalarımız kırlarda gökyüzüne karışıyordu. Çiçekler topluyorduk. Papatyalardan taçlar yaptık birbirimize. Bembeyaz elbiseler vardı ikimizde de. O bir peri gibiydi. Uzak diyarların bitmeyen destanları gibiydi. Bu yüzden benim İlyadamdı. Anne demesi yetiyordu bana. Annnem, bebeğim. Onu koklamak içime almak almak istiyordum.

O minicik elleriyle her şeyi elleyip tanımaya çalışıyordu.”Annecim; bu hangi çiçek”. ”Lale.””Peki bu hangi renk.” “Sarı.”Bunları konuşuyor konuşuyorduk. Onu minik ellerinden tutup kaldırdım gökyüzüne doğru. Şen kahkahalar atıyordu. Döndük döndük. Güneşin bizi ısıtan sıcaklığıyla, o muhteşem renklerin arasında minik kızımla beraber döndük. Yorulmuştuk ikimizde çimlere uzandık. O minik kafasını göğsümün üzerine koydu. Elleri avuçlarımın arasında. Bir elimle saçlarını okşayıp onu doyasıya öpüyordum. İkimizde uyuyup kaldık. Birbirimizden hiç kopmamacasına sımsıkı sarıldık kırların, mis kokulu çiçeklerin arasında. Bana baharı getiren minik İlyadamla. Birden siğil siğil yağmur taneleri yüzümüze düştü. Ayağımda her zamanki müthiş ağrı sancı başladı. Büyü bozuluyordu biliyordum. Yerinden kalktı, ellerini yüzümün üzerine getirdi annecim ben artık gitmeliyim diyordu. Eksik harflerle. Gitme biraz daha kal desem de her zamanki gibi gidecekti. Biliyordum. Ona sımsıkı sarıldım. O bahar rüzgârlarında yine yanımdan uzaklaştı sessizce ve bir hayale karıştı uçup gitti. Ayağımdaki o sancı gerçeğe döndürdü beni. Eve,t yine bir sahilde denizin enginlerinde aynı rüyayı görüyordum. Dalmıştım enginlere İlyadamı bekliyordum. Ve ben yine yalnız bir sahilin kenarında kendimle kaldım. Yılların çocuk özlemiyle hep bu anı hayal ederek yaşıyordum çünkü. Acaba bir gün İlyadam benim olacak mıydı? Onunla destanlar yazacak mıydım? Düşlerimdeki gibi.

Bu yüzden onu benden alan rüyamı bozan, sakatlığımı ayağımdaki ağrılarımı hatırlatan yağmurdan hep nefret ettim. Halada ediyorum.

Ne zaman bir sahil kenarına otursam bu rüyayı görüyorum. Onla yaşadığım saatler olsun istiyorum. İlyada destanı yazıyorum kendime, yüreğime. Aramıza da hep yağmur giriyor nedense onu benden alıp götürüyor.

Diye yaşadım 24 saati. Dedim ya bir engellinin yaşamak istediği yapamadığı birçok şey sığardı hayalde olsa o saatlere. Oysa bu sorunun hep tek taraflı cevabı olacaktır. Soruyu ters çevirdiğimizde bir engelli olsaydınız 24 saatte neler yapardınız?(ın) cevabı asla bulunmayacaktır. Ne kadar zor bir soru değil mi? Yaşamlarımızın içerisinde bir arada yaşıyor olmamıza rağmen bîhaberiz onların duygularından, özlemlerinden. Oysa empatiden bahsederiz. İşte her yerde geçerli olmaz empati. Bazen gelir kalırız bu soruda olduğu gibi. Nedeniyse bu sorunun tek taraflı cevabının olması, özlem duyulan duygular, yaşanamamışlıklar hayalde olsa her zaman canlandırılır. Bir duyguya özlem duyulmuyorsa ne yapsak da o duyguya ulaşamayız. Ne kadar empati de kursak böyle bir duyguyu yaşamamıza imkan yok.  Burada önemli olan 24 saat engelli olmasak da bu duyguyu yaşamasak da onların varlıklarının farkında olmak ve bu farkındalıkla onları anlamak. Anladığımızı söyleyip onları kandırmamak.



 Oluşturulma Tarihi: 07.01.2010
Yazıyı Paylaşın!  



 Yorumlar

titus andronicus  09.01.2010
Sorunuza yanıt verilebilir aslında, verilir verilmesine de ne kadar istediğiniz cevap olur o tartışılır.Söylemeye çalıştığınız şeyi anlamıyor değilim bana göre de;

Hiç kimse bir başkasını yaşayamaz...

Hiç kimsenin yaşanmışlıkları tam olarak anlaşılamaz...

Ama herkes bir şekilde başka yaşamları hayal eder, kurgular.

Bu sebeple de eşitsizliğin yarattığı bir çok olumsuzluklarla bireysel trajedilerimizi yaşarken , yada yaşayamadıklarımızla kimsenin gerçek anlamda bizi anlayamayacağından son derece eminizdir.

Anlayamayabilir de, bunun doğallığının farkında değiliz sadece.

Bir beyaz da siyah olarak yaşamanın nasıl olduğunu bilemeyecektir bu koşullarda...

Siyahta beyazın...

Uzar bu liste...

Bu hayal de, bu kurgu da yalnız değilsiniz kısaca...

Ah keşke diyebilir bir başkası; sakat olsaydım da.... boşlukları siz doldurun bir sürü trajedi yazılabilir, ama sakatlığın en büyük trajedi olduğuna inanıyorsanız yada en büyük engellenmişlik, yada ayrımcılık boşunadır yazdıklarım...

Acıların, trajedilerin nicel karşılığı olamaz.

Ve bu en büyük hayaliniz öylesine basit bir hayal olabilir ki, eğer çıkabilseniz yaşadığınız topraklardan, çok daha eşitlikçi, insan haklarına duyarlı ve yaşamın her anlamda çok daha kolay olduğu bir başka topraklarda kendiniz dünyaya getirememiş olsanız bile, kucağınıza alacağınız İlyadanızla Olimpos ta oluverirsiniz.

Hayalinizi ütopya yapan sakatlığınız değil ne yazık ki...

Empati, kapitalizmin en vahşi şekliyle yaşandığı kulvarlarda hiç bir konu da yapılamaz.


Alıntı Yap Alıntı Yap


 Yorum Yaz

İsminiz / Rumuz (*)   E-Mail Adresiniz (*)
 
Yorumunuz (*)


Internet'te beyan edilen, yazılan, kullanılan fikir ve düşünceler, tamamen kullanıcıların kendi kişisel görüşleridir ve görüş sahibini bağlar. Bu görüş ve düşüncelerin dolandagel.com.tr sitesiyle hiçbir ilgi ve bağlantısı yoktur. Dolandagel.biz, Yorumcu’nun, Internet üzerinde beyan edeceği fikir ve görüşler nedeniyle 3.kişilerin uğrayabileceği zararlardan ve bu yolda üçüncü kişilerin fiil ve hareketlerinden doğabilecek zararlardan dolayı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Tüm sorumluluk yorumcuyu bağlamaktadır.

Bu sayfalarda bulunan yorumlar okuyucuların kendi yorumlarıdır. Yazılanlardan sitemiz sorumlu tutulamaz.




 Copyright ©2010 Dolandagel®
Bu site, Sanem Uçar ve Oya Tekin tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır. Sitenin isim ve yayın hakları Sanem Uçar ve Oya Tekin’e aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. Burada yer alan yazılı ve görsel içerik, izinsiz olarak, kısmen ya da tamamen kopyalanamaz başka yerde kullanılamaz, izinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.

sanal, hayat, öküz, etik , felsefe, müzik, fotoğraf, sinema, resim, sanat, engelli, özürlü, sakat, felç, omurilik, göz, gözlem, aydınlık,alacakaranlık, internet, alem, dünya, kadın, erkek, çocuk, cinsellik, meta, kapitalizm, küreselleşme, karanlık, obje, dizi, modern, şehirli, kentsel, yaşam, blog, terim, derece, kademe, kişisel, gelişim, Kişisel gelişim, Alacakaranlık aydınlar, İçimizdeki öküz, Fotoğraf diliyle kadın, Kırmızı, Şarap, Suçsuzluk, Ruhsuz olmak, Sanal kişilik, Dik akıllı olmak, Meta, Gezgin, Harita, Evren, Var olmak, Etik değerler, Sanatın dili, Hayatın içinden, cinsel obje, Formül, Akıl, Akıllı olmak, Müzik dünyası, Sınıf, Okul, Müzisyen, Fotoğrafçı, Ressamlar, Çalgıların Dili,Gelecek dünya, Bağlam, Künye, Felsefik terimler, Filozof, Doğa, Dil, Yaşamsal alanlar, Kroke, Şiir, Şair, Şiirsel, Türküler, Evrensel, Sokak,Sokak İnsanları, Yaşlı, mail, Günlük, Gülmece, Dergi, kapak, kan, Çalgılar, Sergi, Sefil, yorgun, mutlu, mutluluk, naif, Masumiyet, rastgele, Deniz, yaşamak, Su, mitoloji, mitolojik, ateş, armağan, özel, genel, Suç, Suçlu, Suçsuz, toprak, ana, yar, aşk, ses, sessizlik, sonsuz,yaprak, yas, zor, zorluk, soy, yalan, yalın, seramik, aile, alzheimer, canlı, canlı müzik, fanatik, gazete, hürriyet, haber, joker, kariyer, kral, şeytan, nick, kod,örgü, motif, çığlık, karanlık, zamane, zor, zorlanmak, arena, forum, motet, andante, agora, söyleşi, irade, düş, blogsiform