Gündem

 Konu

Yaşamın toz bulutunda sessiz türkülerimiz-Tartışma

yol hikayeleri bitmeyen ülke...

“Göç”; Üç harften oluşan kısa bir kelime. Anlamı "Bir yerden başka bir yere taşınmak" gibi basitleştirilse de, insan hayatı için son derece karmaşık, aynı zamanda cesaret ve kararlılık isteyen bir olgu.

goc_mucizesi_kus.jpg


Oysaki yazılışı kadar kısa bir anlam barındırmıyor içinde ya da yazılışı kadar kısa bir süreç basit bir kelime değildir göç…

 

Arada kalmışlığın adıdır göç! Bir yersizlik, yurtsuzluk hikâyesinin ana fikri... Bir başkalaşmanın adı... Bavullara büyük hatıraları, yitik hayalleri, ufalanmış umutları tıkıştırıp yollara düşme eylemi... Seni sen yapan topraktan, minerallerden, müzikten, havadan kopma durumu şu ya da bu sebeple... Başka yazılar görüp, başka sesler duymak...

Göçün imgesi o sancılı yol süresidir bana göre... O gözyaşıyla sulanmış tren rayları, lacivert denizlerdir... Çünkü mekânsızlığın, aidiyetsizliğin adıdır göç!

 

Coğrafi ve çevresel faktörlerin değişmesinin yanı sıra, başta, göç eden bireylerin yaşamlarında ve ruhsal yapılarında başlayan, daha sonra göçten önce yaşadıkları ve göçten sonra yaşayacakları toplumlarda belki de tarif edilemeyecek, derin izler bırakan bir hadisedir göç olgusu.

 


Hayatın hep bir köşesinde olacak yol hikâyesi... Uzaklardan bir ses, bir melodi duyulduğunda, bir tat alındığında ya da; çocuklar gibi heyecanlanmak... İnsafsızca koparılmak yeşerdiğin daldan... Bir hiç uğruna tüm birikimini arda savurmak; savrulmak!!

Bir hiç uğruna savrulmak. Tarihi süreci içinde birçok nedenleri vardır göçün ama bana göre ele alınması gereken zorunlu göçle topraklarından koparılmanın öyküsü ve başkalaşımlarında yaşanan tarifsizlik olmalıdır. İstemeden topraklarınızdan koparılmanın sancısı, aideitsizlik ve beraberinde gelen ötekileştirme.

 

Bu yüzden önce göçün tanımı üzerinde duralım diyoruz. Göç nedir ve imgesi nedir? Tabii göçmen kuşları unutmamak gerek imgeler içinde göçü tanımlarken değil mi? Keşke insan göçleri de göçmen kuşların göçü kadar masum olabilseydi….



 Oluşturulma Tarihi: 16.03.2009
Yazıyı Paylaşın!  


 Fotoğraf Galerisi



 Multimedia













 Etiketler
yol hikayeleri , göç , memleket , savrulmak ,

 Yorumlar
Sanem Uçar  16.03.2009
Neden hep hüzün kokar türkülerimiz?...

Alıntı Yap Alıntı Yap


pan  17.03.2009
sanırım konuyu biraz duygusal yönüyle ele almak amacındasınız.. ama benim kamu yönetimci damarım tuttu:) göç ve kentleşme bu ülkenin geleceğini belirleyen ve 21.yy da türkiyenin tüm dinamiklerine etki eden bir olgu.. bahsettiğim şey kırsaldan büyük şehirlere olan göç.. bu süreç gerek itici kırsal sebepler(terör, işsizlik, baskı, topraksızlık ve son haddede umutsuzluk..) ve kentin çekici özellikleri(iş imkanları, sağlık imkanları, yeni bir umut...) sonucu yoğun bir göç yaşanmakta kırsaldan kente... ve bu göç hareketliliği sonucu kentlerin dış kesimlerinde kentten kopuk "gecekondu" olarak adlandırılan ve kendi kültürüne sahip kente asimile olmayan kırsalda ki yaşam tarzına benzeyen ama ondanda farklı bir yaşam şekli oluşturan ve kentin nimetlerindende yararlanamayan bir kesim oluşmakta son 10 yıllardır.. bu "gecekondu" halkının oluşturduğu kültüre "arabesk kültür" denmekte.. ve gerek ulusal seçimlerde gerek toplumsal kültürdeki yozlaşmada büyük paylara sahip bu "arabesk" akım...

Alıntı Yap Alıntı Yap


Sanem Uçar  17.03.2009
Ya süpersin ne diyeyim:)

Tabikii yerden göğe haklısın,dediğin gibi;göç bu ülkenin geleceğini belirleyen 21. yüzyılda Türkiye nin tüm dinamiklerini etkileyen bir olgu. Nasıl buna hayır denilir , yada ret edilir?

Peki sevgili kamu yöneticim, geçtim kendi adıma duygusallığı...

Böylesine doğru bir sosyolojik ve ekonomik gerçek varken kimin ve neden körüklediğini çok iyi bildiğimiz sistem, yani kapitalizm bu rolüne devam edecekken, hiç bir şekilde yok olmasına izin vermeyecekken kaybedeceklerimizi konuşmak adına göç olgusunun duygusal boyutuna dönsek ne dersin?

Çünkü insanoğlu, bilimsel gerçekliğin tadından çok ağzında kalan limonun ekşiliğine daha çok kafayı takar diye düşünüyorum.

Bu ekşi tatlar arasında asıl yok edilmesi gerekeni de masaya yatırabilirmiyiz dersin?


Alıntı Yap Alıntı Yap


pan  19.03.2009
sanırım burda kapitalizmin son aşaması olan "küreselleşme"nin çift taraflı duruşunu da ele almak gerekli... yani bir yandan gerek göçle gerek diğer dayatmalala kültürleri yok eden bir yandan da "kendi kullanabilceği" kültürleri ayrımcı bir çizgide destekleyen bir çiftli sistem..

işin duygusal boyutunu sanırım en iyi anlatan yazarlardan biri yaşar kemaldir... neleri kaybettiğimizi gösterir hep... mesela "bir ada hikayesi" 3lemesinde göç olgusunu her yönüyle işler.. yezidi katliamlarıda vardır rum mübadeleside... doğudan batıya kaçan insanlarda... mübadeleden sonra boşalan ege köylerine yerleşen ve geçmişiyle boğuşan bir adamı anlatır... çok vurucu sahneler vardır kitapta.. dört tarafında geçer ülkenin ve gelip bir adada sıkışır tüm öyküler... göç bazen zorunlu bazense kaçmak içindir bazı şeylerden... aynı zamanda yeni bir başlangıcı anlatır ama aslında hiç bir zaman yeni bir başlangıç mümkün değildir... çünkü göç eden insanlardır yalnızca yaşanmışlıklarsa hep onlarla birliktedir...


Alıntı Yap Alıntı Yap



pan  19.03.2009
yine bence değinilmesi gereken önemli bir isim daha var.. o da memed uzun.. memed uzun madalyonun bizim hiç bilmediğimiz bir yüzünden anlatıyor öykülerini.. yazılmış resmi tarihin dışında kaybedenlerin tarihinden bakıyor olaylara... göç olgusuyla ilgili değinilmesi gereken yine çok önemli bir kitap memed uzunun "diclenin sürgünleri"dir... "diclenin yakarışı" kitabının bir nevi devamı kabul edilebilir... ve iki kitapda hiç sözü edilmemiş zorunlu göçleri ve doğudaki isyanları konu alır.. kahramanımız bir dengbejdir bu sefer.. ve mirinin peşinde tüm anadoluyu ve çevre ülkeleri gezer sürgündedir hep.. ve sürgünün acısını en iyi anlatan kitapdır belkide... özlemeleri farklı bir dünyaya alışma telaşlarını umutsuzluğu.. ve insanların birer birer çoğalan hayal kırıklıklarını serer gözler önüne... kitap yıllardır resmi ideoloji tarafından eğitilmiş bizler için ilk başta çok zorlayıcı gelebilir ama eğer bu duyguyu aşıp salt anlatılanları dinlerseniz yepyeni bir kapı açılacaktır önünüze..

Alıntı Yap Alıntı Yap


Sanem Uçar  19.03.2009
Şimdi;

Sevgili pan ın kısa gibi gözüken ancak önemli açıklamaları doğrultusunda bir şey söylemek isterim.

Gerçekten göç olgusunu ortaya koymak sanıldığından çok daha zordur.Ortaya sosyolojik gerçekleri koyamazsak askıda kalacak onlarca şey vardır.

Ve bu tartışma, "Güneşi Gördüm " filminden yola çıkarak tartışmaya açılan bir gündemdi. Şimdi sanırım bu filmde güneşi niye göremediğimi ben değil pan çok daha güzel özetlemiş.

Evet haklısın...

İlk anda aklımıza gelen isimleri sıralayıvermişsin.Tabikii Yaşar Kemal bu işin duygusal boyutunu en güzel anlatan kalemlerden bir tanesidir.

Ve tabikii Memed Uzun çok daha farklı bir pencereden bazı gerçekleri yine son derece güzel bir şekilde önümüze sunar.

Böylesine sanat anlamında değerlerimiz varken, ve elimizdekiler varken, güneşi görememekten şikayet etmekte haklı gibi gözüküyorum.

Ama bence can alıcı noktayı şu cümlesiyle koymuş pan;

"göç eden insanlardır yalnızca, yaşanmışlıklarsa hep onlarla birliktedir..."

Sonuna kadar katıldığım ve çok iyi bildiğim tek gerçek!

Teşekkürler pan.


Alıntı Yap Alıntı Yap


pan  26.03.2009
sanırım göç denilince iki tarafı var bunun biri gitmek diğeri ise kalmak...

elif şafakın "bit palas"ında güzel bir anektod vardı bununla ilgili...

gidemeyenlerden olmanın en kötü yanı "gidememek" değil, "kalamamaktır" aslında...

yine benzer paralelde bireysel göçlerimiz için

başkaları gibi olmak için deği, kendi gibi olmamak için...

ikiside güzel alıntılar...

sanırım her gidişde ki göç de buna dahil asıl canı yananlar gidenlerden çok kalanlar oluyor...

çok büyük çelişkiler ve yalnızlıkla yüz yüze.. gidenin peşinden gitmekle kalmak-kalamamak arası sürekli askıda kalmak... sanırım burda gidenlerin yeni başlangıçlarının getirdiği ufak da olsa olan o umut bile yok.. yani kalmak her zaman gitmekten zor bence...


Alıntı Yap Alıntı Yap


Sanem Uçar  27.03.2009

Alıştıklarımızdan bir şekilde kopma noktasına geldiysek fiziksel olarak "gitmek" ileriye doğru bir adım olduğundan dolayı ister istemez yeni başlangıçları da içine alacağından, "kalandan" çok daha iyi konumdadır bu açıdan bakarsak.

Hangi anlamda olursa olsun göç olgusu yaşanırken insanın " unutabilme " özelliği devreye gireceğinden, yaraların en azından kabuk bağlaması yaşamın devamını sağlar.

Eğer unutabilme özelliğimiz olmasaydı, hiç bir şeye dayanabileceğimizi sanmıyorum.

İnsanoğlu var olduğu andan itibaren bir şekilde ilk öğrendiği melodi bu sebeple ağıtlardır.Belkide ağlamamızda bu sebepledir dünyaya gelirken.

"Doğarken ağladı insan, bu son olsun, bu son! "derken Cem Karaca söylediğine inanabiliyormuydu acaba?



Alıntı Yap Alıntı Yap

 Yorum Yaz

İsminiz / Rumuz (*)   E-Mail Adresiniz (*)
 
Yorumunuz (*)


Internet'te beyan edilen, yazılan, kullanılan fikir ve düşünceler, tamamen kullanıcıların kendi kişisel görüşleridir ve görüş sahibini bağlar. Bu görüş ve düşüncelerin dolandagel.com.tr sitesiyle hiçbir ilgi ve bağlantısı yoktur. Dolandagel.biz, Yorumcu’nun, Internet üzerinde beyan edeceği fikir ve görüşler nedeniyle 3.kişilerin uğrayabileceği zararlardan ve bu yolda üçüncü kişilerin fiil ve hareketlerinden doğabilecek zararlardan dolayı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Tüm sorumluluk yorumcuyu bağlamaktadır.

Bu sayfalarda bulunan yorumlar okuyucuların kendi yorumlarıdır. Yazılanlardan sitemiz sorumlu tutulamaz.



 Copyright ©2010 Dolandagel®
Bu site, Sanem Uçar ve Oya Tekin tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır. Sitenin isim ve yayın hakları Sanem Uçar ve Oya Tekin’e aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. Burada yer alan yazılı ve görsel içerik, izinsiz olarak, kısmen ya da tamamen kopyalanamaz başka yerde kullanılamaz, izinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.

sanal, hayat, öküz, etik , felsefe, müzik, fotoğraf, sinema, resim, sanat, engelli, özürlü, sakat, felç, omurilik, göz, gözlem, aydınlık,alacakaranlık, internet, alem, dünya, kadın, erkek, çocuk, cinsellik, meta, kapitalizm, küreselleşme, karanlık, obje, dizi, modern, şehirli, kentsel, yaşam, blog, terim, derece, kademe, kişisel, gelişim, Kişisel gelişim, Alacakaranlık aydınlar, İçimizdeki öküz, Fotoğraf diliyle kadın, Kırmızı, Şarap, Suçsuzluk, Ruhsuz olmak, Sanal kişilik, Dik akıllı olmak, Meta, Gezgin, Harita, Evren, Var olmak, Etik değerler, Sanatın dili, Hayatın içinden, cinsel obje, Formül, Akıl, Akıllı olmak, Müzik dünyası, Sınıf, Okul, Müzisyen, Fotoğrafçı, Ressamlar, Çalgıların Dili,Gelecek dünya, Bağlam, Künye, Felsefik terimler, Filozof, Doğa, Dil, Yaşamsal alanlar, Kroke, Şiir, Şair, Şiirsel, Türküler, Evrensel, Sokak,Sokak İnsanları, Yaşlı, mail, Günlük, Gülmece, Dergi, kapak, kan, Çalgılar, Sergi, Sefil, yorgun, mutlu, mutluluk, naif, Masumiyet, rastgele, Deniz, yaşamak, Su, mitoloji, mitolojik, ateş, armağan, özel, genel, Suç, Suçlu, Suçsuz, toprak, ana, yar, aşk, ses, sessizlik, sonsuz,yaprak, yas, zor, zorluk, soy, yalan, yalın, seramik, aile, alzheimer, canlı, canlı müzik, fanatik, gazete, hürriyet, haber, joker, kariyer, kral, şeytan, nick, kod,örgü, motif, çığlık, karanlık, zamane, zor, zorlanmak, arena, forum, motet, andante, agora, söyleşi, irade, düş, blogsiform