Gündem

 Konu

İçimizdeki Öküzden Nağmeler! (Tartışıyoruz)

Kişisel Gerileyiş Kitabı... Gündem bölümümüzde Bülent Akyürek'in "İçinizdeki Öküze Oha Deyin" adlı yeni kitabını tartışıyoruz. Buyrun tartışmaya...

icinizdekiokuz.jpg

Kişisel Gelişime Hayır! İnsan Olun Yeter...

İçinizdeki Öküze Oha Deyin! "Kişisel Gerileyiş Kitabı"

Bülent Akyürek'in son kitabı, kişisel gelişim kitaplarının zararları hakkında yararlı bir kitap.

Sizin de yorumlarınızı bekliyoruz...



 Oluşturulma Tarihi: 15.01.2009
Yazıyı Paylaşın!  


 Fotoğraf Galerisi



 Etiketler
İçinizdeki Öküze Oha Deyin , Bülent Akyürek , İçimizdeki Öküzden Nağmeler , Tartışma ,

 Yorumlar
Oya Tekin  15.01.2009
Milli Çüş Hareketi! Bu da ne diyeceksiniz şimdi eminim. Ama inanın Sanem de öyle söylemişti msn imzamda "İçimde ki öküze lanet olsun" yazısını görünce.
Aslında son zamanların Murosu"na bir göndermeydi benimkisi bu sözü imzama yazarken. Kurtlar Vadisi"nin Muro karekterinin sinema filminin vizyona ilk girdiği gün kendimce bir yakarıştı. "Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine" diyordu Muro. Ve nerdeyse sloganlaşan bu cümle benim kanımı dondurduğu için ciddi ciddi sorgulanmasını istedim. Bazen yaparım bunu yakarışım ya MB"de ( Milliyet Blog) yazdığım yazılarıma yansır ya da tek cümlelik msn imzama.

Bir terörist içindeki insan sevgisiyle bir anda devrimci oluyor. Devrimcilik ne zamandan beri bu kadar ucuzladı? İnsan ne zaman sevginin içini boşaltı? Öldürmek eylemi sevgiyle ne zaman eşleşir oldu? Bir bedende iki ayrı duygu sevgi ve ölüm taşınabilir mi? Ya da teröristler ne zamandan beri komikleştirilerek insanların sevgisini kazanır hale getirildi? İnceden inceye verilen mesajı şimdi uzun uzun sorgulamaya kalkarsam içimde ki öküz konuşmaya başlayarak isyan edecektir. Kurtlar Vadisi Dizisini izlemiyorum ama izlemesem de hemen hemen var olan televizyon programlarının gündemini takip ediyorum. Bu kadar üzerinde durulan bu karakterin de içini araştırmak için geçmiş bölümleri tararken ne yazık ki bu acı can acıtıcı çizgiyle karşılaştım. Bu yüzden oynanan filme de yansıyan bu sloganlaşan sözün " devrimciliği" inceden inceye aşağıladığının bilmem kaç kişi farkında. Tabii terörist kimliğinden arındırılarak sempatikleştirilen Muro"yu hiç saymıyorum. Bununla ilgili daha önce Milliyet Blog"ta yazılarım oldu tekrar aynı şeyleri dile getirmeyeceğim.

Kısaca "İçimde ki Öküze Nalet olsun" derken bir anda Sanem yok Oya "hay benim içimdeki öküze" demelisin diyince msn imzam biraz versiyon değiştirdi. Saneme göre yeniçağın felsefik akımını da yaratmış oldum bu söylemlerimle. :) Ardından imzamın ilgisiyle bir arkadaşım kulakları çınlasın bu sözün bir kitap adı olduğunu ve aslınında "İçinizdeki öküze oha diyin?" olduğunu söyleyince Sanemle iki gün sonrasında nasıl bir kitapmış bu yahu bir bakalım diyerek biraz araştırma yaptık. Ve işte çarpıldığımız kitaptan alıntıların olduğu cümleler;

Kişisel Gelişim kitaplarının bulunduğu raflar günden güne büyüyor, genişliyor ve insanları başarmaya; kazanmaya, zengin olmaya mecbur bırakarak hayvanlaştıran bu papazlara kimse "Oha!" diyemiyor!

Kaderine meydan okuyan; kararlı, gururlu, kaybetmeyi sevmeyen, düşük karakterli insana "Modern İnsan" deniyor. Şeytanın dervişleri, kişisel gelişim kitaplarında kazanma hırsıyla yanıp tutuşan üç kuruşluk adamların, önüne geleni kazıklayarak tırmandıkları zirve yollarını gençlerimize iyi bir haltmış gibi anlatarak binlerce başarı öyküsü ürettiler, kötü örnek oldular. Sektör, aldı başını gidiyor. Kişisel Gelişim Kursları, konferans ve seminerlerine inanılmaz talep olduğundan dolayı korkunç paralarla bilet kesiliyor. Bu yeni dinin ayetleri, peygamberleri, hadisleri, kutsal kitapları, evliyaları, türbeleri, ritüelleri var. Bu yeni "Kişisel Gelişim Dini " sayesinde dünyada "Huzur içinde çorbasını içebilen" mutlu, küçük adam kalmadı.
Artık okuma yazma bilmeyen sıradan, iddiasız bir adam bile; İçindeki Dev"i çıkardığında, bilimsel buluş yapabileceğine, Mars"tan taş getirebileceğine ve başbakan olabileceğine inanıyor...
"Modern insan sabah evden çıkınca gördüğü her şeyin sahibi olmak istiyor. Kadın, araba, mevki, güç... O, her şeyin sahibi olabilecek kapasitededir çünkü. Onlara ulaşmak için bütün yolları deniyor. Sabahları uyanır uyanmaz tüm dünyaya av hayvanı gibi bakan, kazanmaya kilitlenmiş para avcısı insanlar topluluğuyla nasıl birlikte yaşayacağız? Bunlara nasıl "Çüş" diyeceğiz, kim diyecek?" diye soran Akyürek şöyle devam ediyor: "Milli Çüş Hareketi"ni başlatmakta ne kadar gecikmişim yeni anlıyorum ve bin dört yüz yıl öncesine gidip kaldığımız yerden devam edersek kaybettiğimiz yüzyılları geri kazanacağımızı sanıyorum. Bilginin din olduğu bu çağda, internet manyaklığı çocuklarımızı dizlerimizden, öpücüklerimizden koparıp odalarına hapsetti. Çocuklar odalarında yalnız ama bütün dünyayla baş başa kalıyor. Çilesiz bilgi kalıcı değildir. Acı çekmeden öğrenilen her cümlenin kanadı vardır, ilk fırsatta uçar. Bildiklerimizin kanatlı olmasını istemiyorsak öğrenirken kendimizi yolmalıyız. Bu iş CD izlettirmek, internetten kopyalamak, slayt göstermekle olmaz. Bunu anladığımız gün, emin olun ki çocuklarımız diplomalı cahiller olmaktan kurtulacaklardır."

Bu sözlere çarpılınca her zaman araştırma yapan biz Yazarını düşünmedik bile. Etkilenmemek mümkün mü zaten? Kaybedilenlere özlem duyduğumuz duygular ve gerçeklerin nedenleri dile getiriliyor. Siz de bir "Milli Çüş Hareketi""nin olmasını savunanlardansınız ister istemez tamam işte diyorsunuz? Zaten dedirten de cinsten söylemler bunlar. İşte bu yüzden adı biran çağrışım yapsa da üstünde durmadım Yazarın. Sanem"de aynı şekilde önemsemedi. Daha fazla araştırmadan bu cümlelerle merakımızı yenme kararını daha o anda verdik.

Uç noktalarda çok kitaplar okumuşumdur ama yine de bir yazarı bilerek eser almayı tercih edenlerdenim. Malum son zamanlarda önüne gelen yazar oluyor. (örnek; bkz-Mankenler ) Buna rağmen bu cümleler hiç tereddütsüz bizi bu kitaba yönlendirdi. Ve konumuzu da buna göre belirledik. Evet, bu kitap alınacak, okunacak, irdelenecek sitemizin gündemi olacaktı. Bu hızla hemen ertesi gün ikimizde kitapçılardan kitabı temin etmeye çıktık.

Girdiğim ilk kitapçıda kitabı sormadan birden aklıma munzurluk geldi. Hoş bu benim genel halimdir. İnsanların tepkilerini gözlemlemek, olaylara verdikleri tepkileri duyularımla ölçmek benim genel yapım içinde yer alan bir özelliğim olduğu için duramam, duramadım da. Satıcıyla aramda geçen diyalogu aynen geçiyorum.

Merhaba
Buyurun bayan
İçinizdeki Öküze Oha diyin!
Pardon anlamadım?
içimizdeki Öküze Oha diyin!
Hıı...

Bakışlar şaşkın, garip bir ifadeyle yüzüme bakan adamcağız afallamış halde bir şeyler söylemek için ağzını açmadan ben erken davrandım. Daha fazla kıvranmasına ya da gerginlik olmaması adına Bülent Akyürek"in kitabı "içinizdeki öküze oha diyin." "Bunu arıyorum da, bu gece bulmam şart ve okumam, mümkün mü?" diyince önce rahatladı sonrada yayın evini arayarak sordurdu. "Bir iki saat içinde gelecek şu saatte gelirseniz kitabınıza kavuşursunuz " dedi. Ben yine aynı munzurluk havamda "aa evet içimdeki öküze de kavuşur muyum" demekten kendimi alamadım. Sonrada espri yaptığımı belirterek ayrıldım verdiği saatte yeniden gelmek üzere kitapçıdan.

O saatte geldiğimde kitabım hazır beni bekliyordu. Kitabın heyecanından satıcıya yeni bir munzurluk yapmaya kafamı yoramadığımdan kitabı alır almaz okumaya başladım.

Önce tabii aynen kaldım. Yazarın Yılgın Türkleri yazan Yazar olduğunu okuyunca. Bir yerden bir yerden diyordum ama Öküze kilitlenince çıkaramamıştım adı bana çağrışım yapan bu yazarı. Ardından İslami temellere dayanan bir kitapla karşı karşıya olduğumu görünce kendimi gülmeden alamadım. Çünkü Sanem"in kitapla tanışmasında vereceği tepkiler gözümün önünde canlanıyordu.

Ve kitabın iç sayfalarına daldım o ayetlerle temellendikçe düşüncelerini bir yandan gülüyor bir yandan da yazarı anlamaya çalışıyordum. Tabii bunları yürürken yaptığımı belirteyim. Yolda kendi kendine gülen bir tip ben. Böyle tipler diğer insanlar tarafından ne kadar yadırganır bilirsiniz. Ama böyle şeylere aldırış etmediğimden takıldığım tek şey Sanem"in kitapla tanışmasında yüzüne yansıyacaklarıydı. Buna çok gülüyordum işte. Asıl güldüğüm de buydu. :) Tabii aynı bakış açılarından bakarken, temellendiriş şekillerini görmekte ayrı bir eğlenme kaynağım oldu yazarın.

Sanem"i arayıp büyük bir kahkahaya onu da katmalı ve keyifle kitabın yansıyanlarını anlatmalıydım bunun için eve attım kendimi hemen. Yoldan da arayıp söyleyebilirdim ama katıla katıla gülmem lazım... Eve gelir gelmez Sanemle kitabımız hakkında konuşmaya başladık.

Efendim canım
Kitabı aldın mı?
Evet
Peki, baktın mı?
Yok, daha incelemedim
İyi o zaman sakin sakin kitapla tanış olur mu canım
Nasıl yani, Kötü mü?
Yok, aksine tam bizlik ama
Aması ne?
Ayetlerle içimizdeki öküzü arındırmamız gerekiyor
Neeeee

Ve anlattım kitabın İslamcı yanını. Sanem telefondan hemen sonra kitabın büyük bir bölümünü okuyup tekrar beni aradı bir yandan gülüyor bir yandan " biz bu kitabı sitemizi açar açmaz ilk gündemimiz yapmakla ya batacağız ya çıkacağız bu ne Oya?" Tabii bu bizim kitapla olan iletişimimizin sonrasında yansıyacaklarının yani kalemimizden alacağı nasibe verdiğimiz aslında yazara esprili bir göz dağı verme tarzımızdı. Bizi bilen bilir kalemimize takılanın vay haline.

Sonrasında keyifli geçen bir kitap okuma yarışına girdik. Benim felsefik akımım Sanemin tabiriyle gündemimize oturdu. Şimdi de sizlerin gündemine oturtuyoruz "Milli Çüş" hareketini.

Ve şimdi sizde merak edin içinizdeki öküz ne tür nağmeler sunuyor ve İslamcı pencereyle sunulan böylesi bir kitaptan neden vaz geçmedik? Bu kitabın anlatmak istediklerinin neresini doğru buluyor, nesini sorguluyoruz? Kişisel gelişimcilerin karşısında olan bu kişiye hangi mantıkla yaklaşarak kendi felsemizde yoğuruyoruz ve sizlere sunuyoruz? Hepsinden önemlisi yazarın altını ısrarla çizdiği "Penis kafalılar" kimlerdir, penis kafalı olmak ne demektir? Hemen de yanlış anlaşılmasın bu bildiğiniz penislerden değil!

İşte tüm bunların cevabını bulmak istiyor ve gündemimiz de sizlerde söz sahibi olmak istiyorsanız bu bölümü sakın kaçırmayın. Unutmayın hepimizin içinde bir öküz var; kimi zaman nağmeler sunarken kimi zamanda lanetler yağdırabiliriz o öküze!

Şimdi bunu hep beraber tanımaya var mısınız? İçimizde ki öküzü tanıyalım ne nağmeler döküyormuş bir bakalım. O zaman haydin yorumlara...


Alıntı Yap Alıntı Yap

Sanem Uçar  16.01.2009
Oha Öküz Var, Oha da ohaaaaaaa! Televizyonla ilişkimi keseli uzun zaman oluyor. Ama dürüst olmalıyım ki öylesine ilginç bir bilgi çağında yaşıyoruz ki seyretmediğiniz bir konu hakkında bile kulağınıza çarpanlarla bilgi sahibi demeyeyim de, irili ufaklı cümlelerle bilirmiş gibi olabiliyorsunuz.

Oya ile yoğun msn trafiği yaşadık son zamanlarda. Her ikimizin de farklı şehirlerde yaşıyor olması ister istemez iletişimimizi sağlamamız için pek sevmediğim msn i kullanma gerekliliğini beraberinde getirdi. Ben telefon konuşmalarını da pek sevmem bu arada. Konuştuğum kişinin gözünün içine bakabilmeliyim. Eğer bu sağlanmıyorsa bana her şey çok mekanik geliyor. Ama ne yaparsınız, bazen gereklilikler istemediğiniz şeyi bile yapmanıza sebep olabiliyor.

Aaaa!!! Bir baktım bizim Oya yine birilerine kızmış. Çok yakından tanıdığınız birisini bir cümlesiyle bile hangi ruh durumunda olduğunu anlayabilirsiniz.

"İçimdeki öküze lanet olsun "diye bir imza vardı :)

"Hayırdır bu da ne demek oluyor?" diye sorduğumda, Muro yu, son gelişmeleri her şeyi bir çırpıda öğrenivermiştim hiç izlememiş olsam da. Bu kadar çabuk bilgi sahibi oluyoruz işte. Gerçi ben şanslı olanlardanım. Bilgiye güvenmek son zamanlar da inanılmaz zor olmakla beraber, güvendiğiniz birinden duyduğunuz şeyler pek te irdeleme yapmadan koşulsuz kabulü de beraberinde getiriyor.

Valla birçok anlamda haklıydı Oya. Yani hepimizin içinden "lanet olsun içimizdeki insan sevgisine "demek geliyordu. Börtü böcek, dağ taş her şey insan sevgisiyle doluydu. Her şey insanları sevmek adına yapılıyordu. Ancak insanlar öldürülüyordu, insanlar mutsuzdu....

Onlar insanları seviyorlarsa, ben sevmiyorum kardeşim demenin ret edişinin ifade şekliydi. Son derece felsefik bir yaklaşım olduğunu söyleyerek bizlerde işi biraz sloganlaştırdık.

Ancak bildiğiniz gibi bizlere ait olduğunu varsaydığınız bir şey artık öylesine hızlı bir şekilde karşınıza çıkıyor ki şaşırıyorsunuz. Yani aynı anda aynı şeyi düşünüyor insanlar belki de. Bu anlamda bir kitap olduğunu öğrendiğimizde ise biz de o şaşkın durumu yaşıyorduk. Henüz kitabı okumadığımız ve hatta hiç bilmediğimiz için bizim gibi düşündüğünü varsayarak başkalarının da aynı şeyleri hissediyor olmasının mutluluğunu da yaşadık açıkçası.

Ve tabikii, bunu gündem maddesi yapmayıp ne yapacaktık, hep içimizde taşıdığımız bir sorunu dile getirmenin bizim için en anlamlı yoluydu.

Kitap alınacak ve okunacaktı...

Kitap alındı, ancak alınma süresi benim için pek kolay olmadı.

Kitabı almak için girdiğim kitapçıda uzun bir süre kitabı aradım, bir yerde satıcıya affedersiniz "İçinizdeki öküze oha deyin" kitabı var mı diye sormayı ben beceremedim. Yazarken pek kolay oluyor da, bunu dillendirmek benim için çok ta kolay değil aslına bakarsanız. Yani iyi ki yazar "Beni becerir misinin?" diye bir başlık atmamış. Düşünebiliyor musunuz, soruyorsunuz, affedersiniz beyefendi beni becerir misiniz?....

Yani bu başlıklarda önemli bir konuyu oluşturuyor. Hemen her şeyin pazarlandığı günümüzde, her şeyin "dahası" için yapmadığımız şarlatanlık kalmıyor.

Neyse, uzun süre tezghlara baktım ama kitabı bir türlü göremedim ve sonunda dayanamayıp sormaya karar verdim.

Beyefendi, ben bir kitap arıyorum...

Buyurun hangi kitap...

Şey!.. Hım mm...

Hani şu içinizdeki diye bir kitap var yaaaa

Ha o mu?!!!! Hemen hanımefendi.

Çok şükür, öküz dememiştim yüksek sesle)))))))

Kitap okundu...

Ben her kitabı elimde bir kalem olmadan okuyamayanlardanım. Orasını çizer, burasını karalar, soru işaretleri koyar, simgeler yerleştirir, kısacası sanki yazar yanımdaymış gibi konuşarak okuyan bir okuma alışkanlığım vardır. Okuduğum kitabı benden sonra okuyacak olan kişi şanslımıdır, değil midir bilemeyeceğim ama böyle bir okuma alışkanlığım var işte.

Bu kitapta, her yer çizildi, çizilmeyen tek satır yok açıkçası, gülme işaretleri, ünlemler, olamazzzzzz nidaları her yere serpişti.

Paylaşılacaktır bu düşünceler sizlerle ama önce kitapla ilgili alışveriş serüvenimizi anlatmadan geçmeyelim dedik.

Çok eğlendiğimizi bilmenizi isterim, umarım sizlerde bizim kadar eğlenirsiniz.


Alıntı Yap Alıntı Yap

Sanem Uçar  16.01.2009
Aslına bakacak olursanız her ne kadar açılım olarak "tartışma" demiş olsak ta bunun gerçek anlamda bir tartışma olamayacağını düşünenlerdenim. Dogmatik bir dünya görüşüne sahip değilken buram buram dogmatizim kokan düşüncelerle tartışılabilecek bir zeminim olamaz. Bu sebeple yazacaklarım, sağımda solumda gün geçtikçe artan, saçmalama rekorları kıran anlamsızlıkları ret edişin ifade ediliş biçimdir.

Yazarımız sürekli bir isyan halinde kimse bunlara "oha" demeyecek mi diye sorarken bende benzer duyguyla hareketle yazarımızın düşünme biçimine ve tarzına, "bu kadar saçmalığa yeter!" deme ihtiyacı duyanlardanım.

Kitabı okuma serüvenimde bol bol kahkaha atmış olsam da, zaman zaman düşüncenin bu boyuta gelebilmiş şekline olan şaşkınlığımla hayretten elimdeki kalemi de düşürmedim değil.

Karşı çıktığımız yerler zaman zaman aynı olmasına rağmen , sancıyı yada kanserli hücreyi fark edip temizleme yöntemi bu kadar mı farklı olur düşüncesinin sersemliğini, yazarın tarzını kabul etmek demeyelim de aşina olduktan sonra, sersemliğin yerini çok daha farklı duygular aldı ister istemez.

Yazar hemen her şey karşı çıkışını bir temel üzerine şekillendiriyor aslına bakacak olursanız;.

Siz kimsiniz? Siz kimsiniz ki var olan her şeyi kaderinizi, geleceğinizi değiştirme cüretini gösterebiliyorsunuz? Size düşen görev gerçekliği asla tartışılmayacak olan tek kitabımız varken başka kitaplara kayabiliyorsunuz?

"Yalnızca Allaha güvenin, kibre kapılmayın, hiçbir şey elinizde değildir, kader değişmez"

Bizlere bunları salık verirken kendi düştüğü kibrin farkında bile olmaması da ayrı bir acı oluyor kuşkusuz.Kibrin ötesinde neredeyse alimliğini ve bilgeliğini ilan ederek buyurabiliyor;

"İcat,, felsefe, sanatsal ürünler, makineler başkalarını beğenmeyen insanlar tarafından geliştirildi.Çalışma isteği, insanın cennetten kovulduğu gün sahip olduğu utanç ve kompleksin ilacıdır."

Ve doğal olarak bir müzik eğitimcisi olmamdan dolayı feci şekilde kırıldığım bir cümlede yok değil yani.. Hani kul hakkıyla karşıma gelme demişti Tanrımız?

"Sanatsal ürünler de şeytanın sufleleriyle sol kulağa üflenir..."

12 eylül sonrasının bu ülkedeki en büyük erezyonlarından bir tanesi de bana göre düşünmeyi ve özellikle sorgulamayı yok eden mekanizmasıdır.Hemen her koldan bu insana ait yapı törpülenmeye çalışıldı ve sonunda da başarılı oldukları hepimiz tarafından kabul görüyor sanırım. Öylesine bir gençlik ortaya çıktı ki günümüze de içine alan, asla sorgulamayan, irdelemeyen, sadece tüketen, robotlaşmış insanca özellikleri yitirmiş, sıradanlaşmış bir toplum...

Bu oluşum içimizi acıtırken birilerinin sadece kişisel gelişim kitaplarına kafayı takarak haykırışa geçmesi, ve haykırırken de tozu dumana katarak her konu da yanlış cümleler kullanması dayanılacak gibi değil.

Günümüzün insanının sıkıştırılmış yaşamlarında mutlu olabilmeleri nesnel koşullar düşünüldüğünde çok kolay görünmüyor bildiğiniz gibi.Bu kolay olmayan yaşam sürecinde mutlu olabilmek için yapacağımız her insanca adım ayıpların en büyüğüymüş de haberimiz yokmuş.

Mutsuzluklarımızın kaynağı aslında bilimsel gerçeklere falan dayanmıyor, hiçbir şey bilmiyoruz biz.!

Mutsuzuz.... Çünkü;

Bu Tanrıdan kopuşumuzun hüznüymüş.

Ve çok daha önemli bir şeyi ıskalamayalım arkadaşlar;

"İnançlı bir insan için gülmek, eğlenmek, sırıtarak gezmek edepsizliktir. Mutluluk ayıptır"

Ama bir yerde son derece bir doğru soru soruvermiş eski ateist yazarımız;

"Belki de ben fikir özürlüyüm ha, ne dersiniz?"...


Alıntı Yap Alıntı Yap

Sanem Uçar  04.02.2009

Sevgili arkadaşım Oya şu anda geçmişle hesaplaşma içersinde.İçindeki öküze oha diyemediği için yerinden yurdundan epeyce uzakta çile çekmekte.

Çile çekmekte diyorum sakın bu yanlış anlaşılmasın; tartışma zemininde yazarımıza göre en büyük çilelerden bir tanesini yaşıyor sevgili arkadaşım. Ona "içindeki öküze oha deme !" fikrini verdiğimden dolayı,yada desteklediğimden dolayı diyelim, asıl suçlanması gerekenlerden bir tanesi de benim.

Yani aradan bunca sene geçtikten sonra, haziran ayında kesinleşecek bir olgu için onu desteklemek devam etmesini onaylamak bağışlanır bir suç değil.Oya ise tamamiyle suçlu, onun bağışlanabilecek hiçbir tarafı yok.

Ne işin var kardeşim, bu yaşa gelmişken, her şey yerli yerinde seyir alıyorken sen kalk taa cehennemin bir ucuna git ve kaderini değiştirme eyleminin içersinde ol! Kısaca hayallerinin peşine git…..

Yani uzaktaki dünyevi bir hedefe doğru yürümek nasıl bir gaflettir ki görmüyoruz bizleri bekleyen tehlikeleri…

Oysa bilmemiz gerekirdi ki; kadere karşı değil gazaya karşı bir planlama yapmalıyız yazarımıza göre.İstediğimiz kadar planlama yapalım daha mutlu, yani istediğimiz gibi bir yaşam için bu planlamalar işe yaramayacaktır.

Oyacım, canımcım orada anlamsız bir şekilde debelendiğinin farkında değimlisin?

Yarım kalmış işleri tamamlamak, yaşantımızda kendimiz için ileriye dönük çalışmaların içersinde olmak, o enerjiyi ve aşkı hissedebilmek insanı insan yapan en önemli özelliklerden bir tanesi olmasına rağmen Bakara 216 daki bir şeyi atladık sevgili kardeşim;

"Belki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır. Belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür"

Yine bilmiyorduk sevgili dostum;

"İsteklerimiz ve nefsimizin kışkırtmalarıyla ileri doğru atılmak hoş bir davranış değil.Allahın yolunda en önde gidenlerden olmadıktan sonra her adımımızın cezasını öbür dünyada çekeceğiz"

Duracaktın olduğun yerde, bekleyecektin ve kabul edecektin. Biliyorsun hep ret etmenin sancılarından söz eder dururum. Bu ret etme sürecinde insanın dünyasında oluşan gelgitlerin dayanılmaz sancılarının katlanabilirliği oldukça zordur. Ama biliriz ki bu ret etme sürecinde yaşadıklarımız ne kadar zorlu olursa olsun, mücadele gücümüzle verdiğimiz savaşım ortaya yeni ufukların açılmasını da sağlayan en önemli unsurdur. Sancılı da olsa, hep devam derim biliyorsun ret etmeye….

Yine yanılmışız….

"Durmak, beklemek; Kabullenmektir. Kabullenmek muhabbet ve rıza ister. Durmak ve akıbetini beklemek rıza makamına ulaşabilmiş derviş ruhlu insanların işidir.Durmak, yaratanın işlerine burnunu sokmamaktır"

Baştan sona eleştiri gibi mi oldu yazdıklarım yoksa?

İnanın yazarımızdan ilham alıyorum. O diyor ki;

"Övüldüğünüz yerden uzaklaşın".



Alıntı Yap Alıntı Yap

Oya Tekin  08.02.2009
Gündem konumuzla ilgili yoruma geçmeden önce Sanemin benim için yazdıklarına cevap vererek başlamak istiyorum. Evet, Sanemin de dediği gibi İçimde ki Öküze Oha diyemediğim için uzun bir süredir kelimenin tam anlamıyla çile çekiyorum. Hayallerimin peşinden yirmi yıl öncesine geri gittim bir zaman tünelinden geçtim. Sıkışmış zamanlar adlı yazımı okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız zaten. Tamda sitemizin açılışının hemen ertesi günü. Bu olacak şey miydi Oya diye kendime sordum mu? Açıkçası hiç sormadım. Bu kararı aldım, Sanemle paylaştım onunda kışkırtıcı desteğiyle gittim.

Yazarımız Bülent Akyürekin tamda kitabını tartışmaya açtığımız dönemde zamanlama ne güzel değil mi? E bu teze bir kobay gerekti ben de seve seve oldum. :) Kusura bakmasın yazarımız biz modern kadınlar hayallerimizin peşinden gitmeyi severiz. Bunun için tüm düzenimizi bozmaktan da kaçınmayız. Hoş onun modern kadın tanımını modern kadınlar duyarsa yazarımız nereye kaçar, saklanır bilmiyorum. Onu da yazarımız düşünsün artık. Elbet düşünmüştür ki o kadar rahat dillendirmiştir o söylemi. Ben üzerime almıyorum çünkü hala kadın mı erkek mi sınıfına giriyorum bilemediğimden. Aslında bunu yazarımıza sormak lazım o her şeyi bilen yazarımız benim bu hastalığımın adını da hiç tereddütsüz koyar eminim. İnsan hayallerinin arkasından gittiği sürece mutludur diyeceğim ama yazarımız kitaptan başını uzatacak diyecek ki Mutluluk ayıptır Mutluluğun kaynağı eylemdir. Eylem verilene değil; çabalayarak, hak edene imandır. Tüm mutlulukların içinde bir parça zevk duygusu da mevcuttur, ancak zevk unsurunu av yaparken harcanan enerji miktarınca hesaplayarak onu da sinsice kapitalizme malzeme yapar. Yani yazarımıza göre ben hayallerimin peşinden giderken eyleme geçtiğim için harcadığım enerjiyi hesaplayıp bunun karşılığını bir gün alacağım.

Yine yazarımıza göre mutlu olmanın da bir hesabı kitabı var. Onun için harcanan her şeyin hesabı çıkarılır ve zamanı gelince tahsil edilir. Sonrada ekleyecek; Mutlu kişi başkasından ibret alandır. Şimdi bende ona soracağım e ders alınıp mevcut halin değiştirilmesinin kötülük neresinde? Ben hayallerimin peşinden giderken ders almış olduğum şeyleri değiştiriyor olmuyor muyum? Bunu ben değil siz söylüyorsunuz çünkü. Mutluluk ayıpsa, kötüyse bu söylediklerinizle çelişmiyor musunuz Sayın Yazarım? Kitabı bir bütün olarak değerlendirdiğim de yazarımızın kendi ile çelişen ifadelerin sıklığına rastlıyorum. Ve bana göre yazarımızın asıl derdinin kadınlarla ve uçkuruyla alakalı olduğu sonucunu çıkarıyorum her nedense. Birçok şeyi temellendirirken bu iki konunun üzerinde değerlendirmiş. İster istemez ben de yazarımızın sorunun bu olduğunu düşünmeden edemiyorum. Ama ne yalan söyleyeyim hastalık adı koymakta onun kadar tecrübeli değilim. Şimdi yanlış teşhiste bulunurum neme lazım.:) Kendisiyle hem fikir olduğumuz çok noktalar var aslında ama temellendiriş şeklinde ayrılıyoruz bunları da sizlerle beraber irdeleyeceğiz. Şimdilik kısa bir mola verdim hayallerime ve buradayım. Sanemle ortak hayalimizin peşinde burada olduğum zamanlarda ve o cehennemin dibine tekrar gittiğimde paylaşımlarımızı hızlıca sunacağız. Bir süre yeterince ilgilenemediğim ve sizleri beklettiğim için ayrıca özür diliyorum. Oradan yetişebildiğim kadar yetişmeye çalıştım Sanemin sayesinde ama bu sefer o kadar bekletmeyeceğim emin olabilirsiniz.:)

Evet, Sanemcim kırk yaşından sonra yarım kalan hesaplaşmaların peşinden gittim yazarımıza ihanet ettim ama değdi seninde bildiğin gibi. :)) Ee, biliyorsun biz kariyerde yaparız, kırk yaşından sonra hayatı yeniden şekillendiririz de. Sanırım yazarımızın korktuğu nokta bu. Bizim gibi kadınların kendi karılarına örnek olması, onları yattıkları uykudan uyandırması. Sonra onların on adım gerisinde kim yürüyecek değil mi? :)))


Alıntı Yap Alıntı Yap

Sanem Uçar  22.02.2009

Kadın olmak, bir çok anlamda zorlukları içinde barındırır.Toplum tarafından bizlere verilen roller bellidir. Doğal olarak o verilen rollerin dışına çıktığımızda tepki alacağımız kaçınılmaz bir gerçektir.

Babil in o ünlü yaratılış mitosunda Marduk tarafından yer altına gönderilen kadınlarımız için belirlenen roller nelerdir?

Kadın herşeyden önce yanında uzanılarak yatılacak ve hizmet edecek bir metadır.

Kadın bir annedir, ve anne olmanın gerektirdiği sorumlulukların dışına çıkmak kabul edilebilecek olguların dışındadır.

Kadının saçı uzundur doğal olarak ta aklı kısadır....

Bir çok rolleri buraya sıralayabiliriz. Ancak bir feminist görüntüsü vermek niyetinde değilim açıkcası. Bir tek şeyden yola çıkarım ben, o da;

Beynin cinsiyeti olmadığıdır...

Yazarımız erkekleri bir çok anlamda uyarmaya kalkışıyor, gerçektende çok tehlikede erkekler.Bu tartışmayı okuyan erkek izleyiciler varmıdır bilemiyorum ama artık onlar "Büro" erkekleri"dir. Bu yeni tanımlamalarına alışmaları gerekmektedir. Bu tanımlamaya göre iş yaşamında yerini alan kadınlar erkekleri bir çok anlamda zora sokan şeyler yapmakla meşguldürler.Ve bir isyan halinde diyor ki;

"Erkekler kılıcı bırakıp kalem tutalı, kandan arınıp parfüm sıkalı, Doğu gerilemeye başladı"

Açıkcası böylesine olağanüstü bir sosyolojik değerlendirme karşısında benimde kanım donuyor.Ama merak edilmemeli çünkü;

"Buraya Moğol erkekleri gerekli,. Üç buçuk okka çeken bıyıkların tepesinde yine Doğunun ışığı yükselecek"

İster istemez çok sevdiğim şaiir Konstantinos Kavafis in Barbarları Beklerken adlı şiiri aklıma geliyor.

"-biz ne yapacağız şimdi barbarsız?
hep bir çözüm olmuştu sıkışınca o insanlar "

Yazarımıza göre;

"Kadının yeri yatak odasıdır"

Cinsellik gibi son derece önemli ve insanın yaşamının vaz geçilmezlerinden biri olan özelliğinin iki kişi arasında yaşanılan bir güzellik olduğunu unutarak, kadınları sürekli bir meta şeklinde aşağılanmasına alışıktır kadınlar.

Ama şu cümle yi okuduğumda söylenebilecek herşeyin söylendiğini düşündüğüm için yanılmışım.

Diyor ki;

"Kendi ayakları üstünde durabilen bir kadına ne denir biliyorum ama dilim varmıyor. Siz tahmin edin, bakalım bulabilecek misiniz?"

Sanırım bu soruyu bizlere sormadı yazarımız, ben tahmin edemedim. Nerde bende o zeka? Büro erkeklerimizin de cevaplayacağını hiç sanmıyorum ama bıyıkları üç buçuk okka çeken Moğal erkekleri kesin yanıtlayabileceklerdir.

En acısı da ne biliyormusunuz?

 Uzun zamandan beri engellilerle ilgili çalışmaların içersindeyim. Daha doğrusu engelli insanlarımız için doğru yapılan yada yanlış yapılan olguları görmek yeri ve zamanı geldiğinde bir şeyler söylemek için elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Söylenecek çok şey var bu anlamda ama konumuz olmadığından çok detaylara girmek istemiyorum. Yazarımızın bacaklarının  protezli olduğunu öğrendiğimde engellilere bakış açısını da merak etmemiş değildim....

En büyük sakatlığın düşüncede olduğunun en güzel kanıtını verdi bana.

Özetle kabul et diyor, Allahın bir bildiği vardır,bunu bana layık görmüştür demek zorundasın diyor. Oysa sakatlığı ret etmek değil, sakatlık nedeniyle engellenmişlikle ilgili ret edişi ortaya koyan bir tek cümleye sahip olamaması da çok ayrı bir üzüntü kaynağıdır.

Bu anlamda söylediği tek doğru şu cümlesi açıkcası;

"Eksikliğin basit duygusal kalıplarla pazarlandığı kişisel başarı öyküleri bir şekilde paraya çevrilirken yüzü gülenler yine; bir sakat arabası hediye ederek vicdanlarını rahatlatan kapitalist patronlar oluyor..."

Eee, daha önce de söylediğim gibi;

Durmuş bir saat bile günde iki kez doğru zamanı gösterir...



Alıntı Yap Alıntı Yap

Oya Tekin  26.02.2009

İçimizdeki öküz; sanıyorum buradaki tespit doğru. Bir kısım insanların gerçekten içinde öküz var ve ona Oha demek gerekli. Kendisi diyemiyorsa biz diyelim diyelim de ne işe yarar işte onu bilmiyorum açıkçası?

Çünkü ben yazarımızın kitabını okurken birçok yerde onun içinde yol olan öküze oha demek istedim oha dan da öteye çüş demek istedim. Daha öncede yazmıştım yazarımızın kadınlarla sorunu olduğunu. Evet, kadınlarla sorunu var ama bence kadınlardan daha öte cinsellikle sorunu var.

Bu konunun elbette ki uzmanı değilim yani bir psikiyatrist gibi tanı koymam doğru değil ama hani yazarımızda diyor ya kişisel gelişim kitapları sayesinde bizlerin kendimizi her şey sanıyor olduğumuzu işte tamda ondan. :))

Peki, böyle bir tespitte neden mi bulundum? Çünkü yazarımızın her konuyu ele alışında cinsellik hakim. Örneğin savaşların çıkış nedenini tecavüze bağlayıp her pornografinin bir savaş mantığı içinde ülkesel değiştiğini anlatması, binaların dik yapılmasının bir cinsel uzuvla bağlantı içerisinde olması, penis kafalı batıların penis işlevine göre her şeyi düşünmesi v.b çok şey. O halde söyleyin bana haksız mıyım yazarın cinsellikle alakalı sorunları olduğunu tespit etmekte?

Bir yerde ki söylemi de bana bunun doğruya yakın olduğunu gösterdi. Burada bir parantez açarak şunu söylemek istiyorum. Ben de bir engelliyim yıllarca engellilerle alakalı çalışmalar yaptım. Ve engellilerin, özellikle de erkeklerin cinsel sorunlarının dışa vurumun da böylesi sonuçların doğduğunu gördüm. Yazar bir yerde engellilere yönelik tespitlerde bulunurken iki bacağının protezli olduğunu ve bu yüzden oturarak yapılacak tek işin yazarlık olmasından dolayı yazarlığı seçtiğini belirtmiş. Doğal olarak cinselliğe bu kadar takıntılı olmasının da nedenini bu gerçeğe bağlıyorum.

Aksi takdirde bu denli agresiflik içerisinde ve her konuyu cinsel temalarla anlatması hele de kadınları ciddi boyutta aşağılaması bu boyutlarda olmazdı. Evet bir İslami yazar ama İslami yazarla örtüştürülemeyecek kadar cinsellik hakim kitabında. Öyle böyle de değil. Sonrada tespitlerini getirip cinselliğe bağlaması da ayrıca düşündürücü.

Ama açık olan tek şey var içlerinde öküzü bol olanlar ne yazık ki yazarımızın da dediği gibi dünyayı ters çeviriyorlar. Tabii yazarın öküzünün cinsel kimliği ile benim öküzümün cinsel kimliği farklı. Bu kitapla ne mi öğrendik içlerinde öküze dur diyemeyenlere biz çüş diyelim diyelim ki eski özlenen günlere geri dönelim. Ama fikirleri cinsel kimliklerle ayırmadan.

Ha birde yazarımıza ayıp olmasın kaderimize boyun eğelim. Ee iyi de biz kaderimize boyun eğdiğimiz için batının tecavüzünden nasibimizi aldık. O halde sayın yazarım neymiş tecavüzü yaşamamak için kaderdir ne olsa yeridir dememeliyiz!...

Herkese öküzü çüşlemiş günler diliyorum, yazarımıza da cinsellik dolu günler…



Alıntı Yap Alıntı Yap


ertugrulbasri  02.08.2009
Bir de şöyle bakın modernizmin çıldırttığı yarı deli ama zekice ve açık yüreklilikle modernizmi eleştiriyor ve bazende küfrediyor. Bunu bir ideolojik tartışma ekseninde değil bence bir savruluş ekseninde ele almalıyız . Savruluş ama nereye ? Öküzler Çağından kurtuluşa. Küfürbaz filozof olur mu bilmem ama halkın filozofu bu adam. Yalın ve delice.

Alıntı Yap Alıntı Yap


Sanem Uçar  02.08.2009

Uzun zaman sonra bu konuda bizim dışımızda bir ses in gelmesi sevindiricidir.

Tüm tartışmaları okuduysanız zaten aslında yazarın savunduğu bir çok konuyu bizimde kabul etmede zorlanan kişiler olduğumuzu göreceksiniz.

Haklısınız modernizm bir çok anlamda hepimizi çıldırtma noktasına getirmiştir. Buraya kadar yazarla beraberiz.

Yazarımız sadece modernizmin çıkmazında açılan yaraları ve o delirme noktalarını ortaya koysa, ben dilini kullanarak hissettiklerini açıklayabilse bir sorun olmayacak.

Ama yazarımız çözümle karşımıza geliyor. Tüm bunların olma nedenlerini ta ortaçağdan kalma dogmatik değerler ve bilgilerle çözümlemeye çalışıyor.

Bununla yetinmiyor, küfür etmesine de karşı değilim, ama özellikle kadınlar da öylesine bir aşağılama şeklinde bir dil kullanıyor ki, başta karşı çıktığı herşey tuz buz oluyor. Ve ortaya koskoca bilim dışı cümleler çıkıyor.

Karşı olduğumuz konu bu aslında.


Alıntı Yap Alıntı Yap

 Yorum Yaz

İsminiz / Rumuz (*)   E-Mail Adresiniz (*)
 
Yorumunuz (*)


Internet'te beyan edilen, yazılan, kullanılan fikir ve düşünceler, tamamen kullanıcıların kendi kişisel görüşleridir ve görüş sahibini bağlar. Bu görüş ve düşüncelerin dolandagel.com.tr sitesiyle hiçbir ilgi ve bağlantısı yoktur. Dolandagel.biz, Yorumcu’nun, Internet üzerinde beyan edeceği fikir ve görüşler nedeniyle 3.kişilerin uğrayabileceği zararlardan ve bu yolda üçüncü kişilerin fiil ve hareketlerinden doğabilecek zararlardan dolayı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Tüm sorumluluk yorumcuyu bağlamaktadır.

Bu sayfalarda bulunan yorumlar okuyucuların kendi yorumlarıdır. Yazılanlardan sitemiz sorumlu tutulamaz.



 Copyright ©2010 Dolandagel®
Bu site, Sanem Uçar ve Oya Tekin tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır. Sitenin isim ve yayın hakları Sanem Uçar ve Oya Tekin’e aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. Burada yer alan yazılı ve görsel içerik, izinsiz olarak, kısmen ya da tamamen kopyalanamaz başka yerde kullanılamaz, izinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.

sanal, hayat, öküz, etik , felsefe, müzik, fotoğraf, sinema, resim, sanat, engelli, özürlü, sakat, felç, omurilik, göz, gözlem, aydınlık,alacakaranlık, internet, alem, dünya, kadın, erkek, çocuk, cinsellik, meta, kapitalizm, küreselleşme, karanlık, obje, dizi, modern, şehirli, kentsel, yaşam, blog, terim, derece, kademe, kişisel, gelişim, Kişisel gelişim, Alacakaranlık aydınlar, İçimizdeki öküz, Fotoğraf diliyle kadın, Kırmızı, Şarap, Suçsuzluk, Ruhsuz olmak, Sanal kişilik, Dik akıllı olmak, Meta, Gezgin, Harita, Evren, Var olmak, Etik değerler, Sanatın dili, Hayatın içinden, cinsel obje, Formül, Akıl, Akıllı olmak, Müzik dünyası, Sınıf, Okul, Müzisyen, Fotoğrafçı, Ressamlar, Çalgıların Dili,Gelecek dünya, Bağlam, Künye, Felsefik terimler, Filozof, Doğa, Dil, Yaşamsal alanlar, Kroke, Şiir, Şair, Şiirsel, Türküler, Evrensel, Sokak,Sokak İnsanları, Yaşlı, mail, Günlük, Gülmece, Dergi, kapak, kan, Çalgılar, Sergi, Sefil, yorgun, mutlu, mutluluk, naif, Masumiyet, rastgele, Deniz, yaşamak, Su, mitoloji, mitolojik, ateş, armağan, özel, genel, Suç, Suçlu, Suçsuz, toprak, ana, yar, aşk, ses, sessizlik, sonsuz,yaprak, yas, zor, zorluk, soy, yalan, yalın, seramik, aile, alzheimer, canlı, canlı müzik, fanatik, gazete, hürriyet, haber, joker, kariyer, kral, şeytan, nick, kod,örgü, motif, çığlık, karanlık, zamane, zor, zorlanmak, arena, forum, motet, andante, agora, söyleşi, irade, düş, blogsiform